4+4+4 Bakan’dan Sınıf Öğretmenlerine Müjde

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in 16.03.2012 Tarihinde KANAL 24’de Ankara Temsilcisi Yaşar Taşkın Koç’a verdiği Röportajın Deşifresi:

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Bakanım, hoş geldiniz programımıza.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Teşekkür ediyorum, sağ

olun.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Gazetelere bakıyoruz, sürekli bu konuyla ilgili haberler var, köşe yazılarında birçok fikir var, yeni birçok soru var. Ben de böyle onlarca soru hazırladım ama, galiba sistemin temelde ne anlama geldiği bir türlü anlaşılamamış, yani bu yeni sistem, işte 4+4+4 olarak tanımlanan. Bunun sebebi neydi, yani böyle bir şeye niye ihtiyaç duyuldu, neyi getirmek istiyorsunuz bu yeni sistemle?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu, şu anda yapılan kanuni düzenleme ile aslında 3 temel değişiklik yapılıyor. Kamuoyundaki bütün tartışmalara bakıldığında, uzaktan birisi eğer objektif bir gözlem yapacak olursa, zanneder ki Türkiye’de eğitim sisteminin her şeyi alt üst ediliyor, her şey yeniden tasarlanıyor, her şey yeniden kurgulanıyor gibi; halbuki öyle bir şey yok. Bizim oturmuş ve belirli bir başarıyı yakalamış bir eğitim sistemimiz var zaten. Bir eğitim sisteminden bahsettiğinizde bu sistemin farklı öğeleri de var, öğretmenler, müfredat, yönetim aygıtı, yani Bakanlık teşkilatı ve eğitim sisteminin yapısı gibi pek çok öğesi varken sistemin bütünlüğü içerisinde, bizim bütün bunlar üzerinde bir değişiklik yaptığımız filan yok. Sadece bu kanunla eğitim sisteminin yapısında bir değişiklik yapıyoruz ve bu değişiklik temelde 3 esas üzerine kurgulandı.

Onlardan bir tanesi; zorunlu eğitim 12 yıla çıkartılıyor, sebeplerini biraz sonra izah edeceğim.

İkincisi; eğitim kademeli hale getiriliyor.

Ve üçüncüsü de; eğitim yaşı 1 yıl öne çekiliyor, yani daha erkene alınıyor.

Peki bu değişikliğe niçin ihtiyaç duyduk? Sizin tam da belki sorduğunuz husus bu idi. Bir kere her şeyden önce dünyayla bizim aramızdaki eğitim açısından oluşan mesafeye baktığımızda bunun çok büyük bir açıklık oluşturduğunu, stratejik bir açıklık oluşturduğunu görüyoruz. Dünyanın pek çok ülkesinde eğitim ortalaması toplam nüfusun 12 yıllık bir eğitimine denk geliyorken, bizde bu 6-6,5 yıla denk geliyor. Yani bugün Türkiye nüfusunun toplam eğitimi 6,5 yıllık gibi bir eğitim, yani liseyi bile tamamlayamayan, ortaokulu bile tamamlayamayan bir yapıda. Pek çok ülke bugün eğitim stratejilerini gözden geçiriyorken, artık toplumunun neredeyse tamamının veya çağın nüfusunun tamamının üniversiteden mezun olduğu bir strateji ortaya koymaya başladı. Japonya çağ nüfusunun tamamının üniversiteden mezun olacağı önümüzdeki stratejik plan hedefleri doğrultusunda, Güney Kore öyle Amerika Birleşik Devletleri önümüzdeki plan yılları içerisinde toplam nüfusun yüzde 60’nın üniversite mezunu olacağı bir noktaya çekti. Ama bizim şu anda ülkemizde lise mezunu oranı toplam nüfusun yüzde 28’i.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Epey düşük.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi böyle bakıldığında, biz tüm dünyayla kıyaslandığımızda eğitim ortalamamız çok düşük; kesinlikle bizim zorunlu eğitimin süresini uzatmaya ihtiyacımız vardı. Nitekim bundan önce yapılan pek çok Milli Eğitim Şurasında zorunlu eğitim süresinin arttırılmasıyla ilgili tavsiye kararları da var. Biz o yüzden zorunlu eğitimin süresini 12 yıla çıkartıyoruz.

İkincisi; kademeli hale getiriyoruz. Eğer siz eğitim sistemini 12 yıla kadar uzatmışsanız ve sadece birinci sınıftan bir okulda bir öğrenciyi alıp 12 yıl boyunca onu o okulda okutup sonra mezun edecekseniz, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama ve böylesine katı bir yapı söz konusu değil. Dünyanın pek çok ülkesi belki bugün 9 ila 14 yıl arasında zorunlu eğitim yapıyor ama, hiçbirinde 6 yıldan daha uzun süreli bir kesintisiz eğitim yok.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Kademeli hepsinde diyorsunuz.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hepsi de kademelidir; en fazla 6+3+3 şeklinde kademeler oluşturulmuştur, ama onun dışında 5+4+3 şeklinde veya 4+4+4 şeklinde veya 4+5+4 şeklinde gibi değişik formüllerle her toplum kendi nüfus büyüklüğüne, coğrafi yapısına, müfredatına, eğitim politikasına göre bunları şekillendirmiş durumda. O yüzden biz de 12 yıllık eğitimi 4+4+4 şeklinde kademelendiriyoruz.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- İşte muhalefet itiraz ediyor ya, diyor ki 8+4 olsun diyor örneğin Cumhuriyet Halk Partisi. Siz 8+4’ün çok mu katı olduğunu, 8’lik bölümün…

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- 8+4’ün de katı olduğunu düşünüyoruz.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- O 8 çok mu katı oluyor?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, 8 yıllık. Yine dünyanın sadece bir ülkesinde 8 yıllık kesintisiz eğitim söz konusu, onun dışındaki ülkelerin hiçbirisinde bu kadar süreli kesintisiz eğitim yok. Niçin? Çünkü bazı özel yetenekler için daha erken yaşlarda özel ve o özel yetenek için kurgulanmış yapılara, sistemlere ihtiyaç duyulabiliyor.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Yönlendirme başlıyor diyorsunuz.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani mesela diyelim ki müzik eğitim alacak üstün yeteneği olan bir çocuk için 5 yaşında bu eğitim verebileceğiniz bir yapı kurmanız gerekiyor. Diyelim ki spor eğitimin yapacaksanız çocuğa daha erken yaşlarda yapmanız gerekiyor. Diyelim ki yine bizim ülkemizde dini eğitimi daha erken yaşlarda yapmanız gerekiyor. Ama dünyada genel başka bir eğilim daha var; mesleki eğitim de giderek ileri tarihlere öteleniyor. Şimdi bir tarafıyla işte mekanik meslekleri, elektronik meslekleri öğretecek insanların yaşını ileriye doğruyu itelerken, özel yeteneklerin eğitimini daha erken safhalara doğru alıyorken, bütün bunlara imkan verecek esnek bir yapı kurmaya ihtiyacınız var zaten sizin. Bu açıdan bakıldığında, şu anda yapılan tam da dünyada ne tür bir eğilim ve gelişme varsa onlara Türkiye’yi uydurma çabasıdır. Bunun dışındaki bütün tartışmalar, bütün zemin kaydırmaları aslında konuyla alakalı bir art niyeti taşıyor veya ideolojik bir tavrı taşıyor.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- O zaman bu konuda, özellikle kademede tartışma çıktığı için birkaç şey sormak istiyorum.

Bir tanesi, kimseye sormadan bunu yaptılar iddiaları var. Yani Hükümet bir karar alabilir şüphesiz, Milli Eğitim Bakanlığı bir karar alabilir ama, siz bu aldığınız kararın arkasında sivil toplum örgütlerinin, sanayi kesiminin, budan önceki Şura toplantılarının, akademisyenlerin de ortak algısının ve görüşünün bu olduğunu düşünüyor musunuz? Bugüne kadarki çalışmalarınız ne çıkarttı? Yani bu Ömer Dinçer’in bir sabah kalkıp da icat ettiği bir şey mi, yoksa Türkiye’nin birçok kesiminin bugüne kadar tartıştığı ve savunduğu bir şey mi?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Peki bu sizce olabilecek bir şey mi? Milli Eğitim Bakanlığı’nın…

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Eleştiri bu, ben o yüzden eleştiri getirdim.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bunun da mantıklı bir zemine oturtturulması gerektiğini herkes kadar bizim de düşüneceğimizi kabul etmek gerekir; öyle değil mi?

Türkiye bu meseleleri bugünden itibaren tartışmıyor ki, Türkiye eğitim yaşının 1 yıl öne çekilmesini 1981 yılındaki Şurasından beri tartışıyor. 1981 yılındaki Şura’da, sanıyorum 10. veya 11. Şurada eğitim yaşının 1 yıl öne çekilmesi tartışılmış, ama uygulamaya konulamamış; 30 yıllık bir mesele. Bununla alakalı olarak bugün herkes yaşı öne aldığımızda ortaya çıkacak sorunları birden bire gündeme getirmeye başladı. Doğru, bu değişikliği yaptığınızda bunun kendi içerisinde başka değişiklikleri de tetikleyeceğini kabul ediyoruz biz. O yüzden de mesela yaşı 1 yıl erkene aldığınızda daha erken başlayan çocuklarımız için onların yaşlarına ve pedagojik ihtiyaçlarına göre müfredatımızı gözden geçireceğiz zaten. Bu açıdan bakıldığında, orada hangi yaşta çocuğu başlattığınız değil hangi yaştaki çocuğa ne tür bir eğitim uyguladığınız önemlidir ve Milli Eğitim Bakanlığı da bunu bilecek kadar kapasiteye ve potansiyele sahiptir.

Daha da önemlisi, Türkiye’de şöyle bir anlayışı hakikaten sorgulamak lazım: Eğer bir kişi veya bir sivil toplum örgütü bir çalışma sürecinde kendisi varsa her şeyin yapıldığını, danışıldığını kabulleniyor, kendisi yoksa bunun hiç görüşülüp, tartışılmadığını düşünüyor. Böyle bir anlayış olabilir mi? Siz varsanız hepsi doğru, siz yoksunuz hepsi yanlış mantığı, doğrusu Türkiye’de başka tartışılması gereken bir konu olarak ortaya çıktı. Bu meselelerin hepsi Türkiye’de vaktiyle tartışılmıştır, Milli Eğitim Şuralarının hepsinde görüşülmüş ve tavsiye kararına bağlanmıştır. Eğitim süresinin 12 yıla çıkartılması 1999 ve 2010’da yapılan Milli Eğitim Şuralarının tavsiye kararlarındandır, yine eğitimin kesintili hale getirilmesi Şurada verilen kararlardandır, 4+4 de öyledir. Bütün bunlar eğitim camiasının tamamının bir araya geldiği ve birlikte bir meseleyi tartıştığı oturumlar değil midirler? Ayrıca biz her gün neredeyse bu sivil toplum örgütlerinin pek çoğuyla yan yana geliyor, bu meseleleri bazen bir sohbet ortamında, bazen de ciddi ciddi bir çalışma programları olarak müzakere ediyoruz. Bunun ötesinde daha nasıl bir tartışma bekleniyor; onu da anlamakta zorlanıyorum doğrusu. Eğer bu meselenin bugünkü minval üzere tartışılacak olması da zaten çok yarar doğurmayacak diye bakmak lazım. Cumhuriyet Halk Partisi’nin meseleyi çektiği alan yahut da bazı ideolojik oluşturulmuş cepheler üzerinden tartışma yapmak da bu toplumda sadece gerginliği arttırır, bir fayda sağlamak kanaatindeyim.

Özetle şunu söyleyeyim: Milli Eğitim Bakanlığı bu konunun uzmanlarıyla bu meseleyi yeri geldiğinde konuşuyor, tartışıyor, ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuda yeteri kadar uzmanı, tecrübeli elemanı söz konusu ve bu kararların hepsini biz ilgili aktörlerle beraber veriyoruz; herkes bundan emin olmalı.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Bu 4+4 tartışmasında iddialardan bir tanesi de bu ağırlıkla işte imam hatip ve dini bir yönelim olacağı yönünde. İstatistikler ya da ortalama bunu gösteriyor mu? Yani Türkiye’de ne kadarı geçmişte ya da bugün zaten imam hatip liselerine yönlendiriliyor ki çocukların?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bakın, size bir şey söyleyeyim, bugün bizim lise eğitiminde yaklaşık olarak 5 milyon 200 bin civarında öğrencimiz var, bunun sadece 300 bini imam hatip okulu öğrencisidir. Ve bugün bir perspektiften bakıldığında, 4 yıllık dini eğitim ülkemizde gerçekten mesela imamlık yapmak isteyen yahut da dini önderlik yapacak bir insanımızın yetişmesi için yeterli değildir, 8 yıllık bir dini eğitim almasının da bence hiçbir mahzuru yoktur. Dolayısıyla imam hatip okulunda bir öğrenci orta kısımdan itibaren din eğitimin tercih etmişse biz ona o dersi verebilmeliyiz ve o çocuk da o dersi alabilmeli. Ama ortaokulların liseyle irtibatlandırılmasının sadece imam hatip okullarıyla ilgili olarak tartışılması, bu topluma yapılmış bir haksızlıktır. Çünkü, az önce ifade ettim, mesela güzel sanatlar liselerinin ortaokullarının açılmasına da benim kanaatim ihtiyaç var. Niçin? Çünkü güzel sanatların eğitimi de çok küçük yaşlarda başlayabiliyor. Konuşmamızın hemen başında söylediğim gibi, müzik eğitimi alacak bir çocuğumuz 5 yaşından itibaren müzik eğitimini almaya başlarsa bunun ne mahzuru olabilir? Piyano eğitiminin normalde kaç yıl süreceğini muhtemelen konunun uzmanları benden daha iyi biliyorlar.

O zaman bizim temelde yapmak istediğimiz şeyi tekrarlamakta fayda var; bu ülkenin üstün zekalı, üstün yetenekli veya herhangi bir alana ilgi duyan insanların her birisinin kendi tercihlerine göre eğitim alabileceği esnek bir zeminine ihtiyacımız var ve bunu da yapmak istiyoruz. Ve bunun için de her çocuğa çeşitlendirilmiş bir yapı kurgulamanın dünyayla uyum sağlamaktan öte başka bir anlamı da var, kendi potansiyelimizi açığa çıkarma gibi. Bu açıdan bakıldığında, bütün bu tartışmaların sadece ideolojik zeminlere kaydırılmasının

Milli Eğitim Bakanlığı’na, eğitim sistemine ve bu toplumun çocuklarına yapılmış bir haksızlık olduğu kanaatindeyim.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- 3. kademede, 3. son 4 yılda açık lise kavramı. Bu bir istisnaya bağla mı, bu konuda bir karar verildi mi? Çünkü burada ağırlıkla özellikle Doğu’da, Güneydoğu’da, İç Anadolu’nun kimi yerlerinde, Karadeniz’de kız çocuklarını olumsuz etkileyebileceği düşünülüyor. Buna ilişkin önlemi var mı Milli Eğitim Bakanlığı’nın?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bakın, bir kere şunu herkese tekrarlamakta yarar görüyorum ben: Eğitim zorunlu olarak 12 yıla çıktığında artık birinci sınıftan itibaren çocuk, 6 yaşından 18 yaşına kadar devletin denetiminde eğitimine devam edecek. Bu yüzden çocuklarımızın okullaşma oranlarıyla alakalı herhangi bir tartışmayı açmak iyi niyetle bağdaşmaz. Kız veya erkek, ikinci, yani ortaokulu şimdiki tabirle, yeni tabirle ilköğretimin ikinci kademesini bitirmiş kız ve erkek bütün çocuklarımız liseye gitmek zorunda kalacaklar. Açık öğretim özel durumları ve istisnaları içeren bir yapıda ortaya çıkacak.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Bu özel ve istisna diyorsunuz, genelleşmeyecek.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi tabi. Özel ve istisnai durumlarda nelerdir sorusunun cevabını biz daha sonra yönetmeliklerle ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın çalışacağı bir programdan sonra kamuoyuyla paylaşacağımız bir husus.

Burada şunu söylemekte yarar var: Şu anda zorunlu olmasaydı bile biz Hükümet olarak ortaöğretimdeki çocuklarımızın okullaşma oranlarını yüzde 90’ın üzerine çıkartmak üzere yoğun bir çaba sarf ediyorduk. Bu açıdan bakıldığında, bizim bunlardan geriye götürecek herhangi bir tedbiri almamız akla uygun olur muydu sizce?

Şimdi burada şunu söyleyeyim: Çoğu insan tereddüt geçiriyor. Bir kere açıklıkla belirtmeliyiz ki, bugün okulda okuyan çocuklarımız bu yapılan sistemlerin tamamından etkilenecek değiller, yani herkes neye tabii ise aslında o şekilde devam edecek. Mevcut okuyan çocuklarımız için ebeveynlerin bir tereddüt taşımaları, bir endişe duymaları, acaba bundan sonra benim çocuğum ne olacak demeleri çok gereksiz. Emin olunsunlar ki, onlar çocukları zaten eğitime başlamıştı, onların müfredatları belliydi, o şekilde devam edecek. Belki sistemde yine de o çocuklarımıza da biz bazı esneklikler, yeni zenginleştirilmiş program içerisinde tercihler için imkan vereceğiz, ama yine de onlar kendi programlarını tamamlayacaklar.

Yen sistemde bakıldığında, bir çocuk ilköğretime başladığında 4 yıl tanımlanmış olan, onun için tanımlanmış olan müfredatına devam ettikten sonra bina değiştirecek ve bir ortaöğretime, bir ortaokula geçecek. Ortaokula geçtiğinde zorunlu bazı dersler olacak ve ortaokuldaki, ister müstakil bir ortaokul olsun, ister ilköğretimin devamı şeklinde bir ortaokul olsun, isterse bir lisenin öncesi şeklinde ortaokul olsun, tamamında ortak ve zorunlu dersler olacak zaten. Ve dolayısıyla çocuklarımız bir gün yanlış bir tercihte bulunduklarını fark ederlerse, mesela 8. sınıfta, mesela 12. sınıfta, affedersiniz 12 çok geç oldu, 10’uncu, 9. sınıfta yanlış bir tercihte bulunduklarını fark ederlerse yatay olarak da değişiklik yapabilecekler ve böylece çocukların mutlak kendilerinin ilgili duyduğu, arzu ettiği alanda geliştirilebilecekleri bir fırsatı, bir imkanı da onlara vermiş olacağız. Bu açıdan bakıldığında, yeni yapı aslında uygulamaya geçtikten sonra herkesin hakikaten beğeneceği bir sonuç doğuracağı kanaatindeyim.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Bunun da eğitim sayısını, öğretimdeki kişi sayısının arttıracağını, aksine engellemeyeceğini düşünüyorsunuz.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Biz çocuklarımızı 3 ila 5 yaşında okul öncesi eğitime, 6 yaş ila 18 yaş arasında ilk, orta ve lise eğitiminde zorunlu olarak okutacağız, idari tedbirler, hukuki tedbirlerle değil okul öncesini ve hepsinde de yüzde 100’e ulaşmak için çaba sarf edeceğiz.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Bakanım, bu konuyla ilgili daha çok aklıma gelen sorular, yazılmış, medyada çıkmış sorular var, onları kısa bir aradan sonra tekrar size sormaya devam edeceğim.

Kısa bir aranın ardından Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’le yayınımıza devam edeceğiz.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’le sohbetimize devam ediyoruz Ankara stüdyomuzdan canlı olarak.

Sayın Bakanım, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarttık, kademeli yaptık, 1 yıl da eğitim yaşanı geriye çekiyoruz, temelde bu 3’ünü yapıyoruz dediniz, bununla ilgili de soru işaretlerini aslında tartışmaya devam ediyoruz; işte muhalefetin eleştirileri var, gazetelerde çıkan var, uzman görüşleri var.

Örneğin 1 yıl geriye çekmekte de, orada da başka tartışmalar var. Asıl tartışma da şuradan kaynaklanıyor: Sorun 1 yıl geriye çekmek değil çektikten sonra elimizdeki fiziki imkanlar ve öğretmen niteliği, kalitesi, davranış biçimi yüzünden o istenilen yapılabilecek mi?

Bunu iki şekilde sormak istiyorum.

Birincisi; bu yıl işte yasalar ve Hükümet de uygulamaya geçmesine karar verirse Bakanlar Kurulu, 60 ayı bitirmiş çocuklar zorunlu olarak başlayacak mı? Orada galiba bir tartışma var, 60-66 arasını veliye bırakan, 66-72’yi, evet, başlasın diyen bir tutumumuz var galiba; o kesinleşti mi?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, yani orada temelde yapılan esneklik, 60 ila 72 ay arasındaki çocuklarımızın ilkokula gidebileceği bir esneklik. Onun dışında yapılacak her türlü çalışma daha sonra Bakanlar Kurulunun vereceği kararla netleşebilir.

Ama şunu söylemeliyim size ben: Dünyanın bu işe nasıl baktığını, nasıl uyguladığını iyi konuşmak, iyi paylaşmak lazım kamuoyumuzla. Bakınız, sadece Avrupa Birliği ülkelerine bile baktığınızda büyük çoğunluğunun 72 ayı üst limit olarak aldığını görüyorsunuz; bazı ülkeler 48 ayda, bazı ülkeler 60 ayda, bazı ülkeler 64 ayda, bazıları 68 ayda üst limit belirlemişler eğitim için. Dolayısıyla, yine bazı ülkeler 72 ayı alt limit olarak belirlemişler, 10-11 ülke zannediyorum alt limit olarak belirlemiş.

Buradan şöyle bir sonuç çıkartıyoruz: Aslında önemli olan okula başladığınız yaş değil hangi yaşta çocuğa ne tür bir müfredat uygulayacağınızdır ve ona nasıl bir eğitim yapacağınızdır. Milli Eğitim Bakanlığı da çok şükür hangi yaşta hangi çocuğa ne tür eğitimi uygulayacağını bilen bir kurumdur; birincisi bu.

İkincisi; Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin pek çoğu bu konularda uzmanlaşmış şeylere sahiptirler, konulara yahut da STK’lara sahiptirler. Bu açıdan bakıldığında, biz zaten onlarla irtibatlı bir şekilde çalışıyoruz, konunun uzmanlarıyla bu meseleleri biz tartışıyoruz. Bu açıdan bakıldığında, okul öncesinde de ve ilköğretimde de eğer ne kadar erken eğitime başlarsak Türkiye çocuklarını dünyaya o kadar daha iyi hazırlayacak. Bunu hep beraber görmek durumundayız biz. O açıdan, çocukları giderek ileri yaşlarda mı başlatmak çocuklar için eğitimde daha iyi sizce, yoksa daha erken yaşlardı mı diye sorduğumuzda vereceğimiz kesin cevap, daha erken yaşlarda başlamak, çünkü tüm dünya şimdi bunu yapıyor. Hatta yeni bazı Doğu Avrupa ülkelerinde kararlar verildi, birçoğu okula başlama yaşını 1 yıl öne almaya başladılar; biz de tam bunu yapıyoruz. Bunu her zaman başka ülkelerden sonra yapmanın ne manası var? Şimdi dünya böyle bir eğilim taşıyorsa bunu dünyadan önce ve dünyayla beraber belki yapmak bu ülkeye avantaj sağlamayacak mı?

Bu açıdan bakıldığında ben şunu söylemek istiyorum: Zaten şu anda sahip olduğumuz alt yapı itibarıyla bu ülkenin çocuklarını okul öncesinde yüzde 70 oranda eğitecek fiziki alt yapıya sahibiz, yüzde 70 oranında. Ve 2012 yılı itibarıyla kaynaklarımızın önemli bir kısmını okul öncesi eğitiminin binaları için ayırmıştık, 2013 yılı sonu için de yüzde 100’e çıkmaya uğraşıyorduk. O zaman bu şu demektir: 2013 yılı sonuna kadar okul öncesi eğitimde biz yüzde 100’e ulaşacak fiziki alt yapı için hazırlıklıyız demektir. Bu açıdan bir sorunumuz yok çok şükür.

İkincisi; ilköğretimle alakalı. Kesintisiz 8 yıllık süre içerisinde bile ilköğretimde okullaşma oranımız bizim aşağı yukarı yüzde 99’a yakın, yani 1 puanlık filan, 1,5 puanlık bir eksiğimiz vardı. Dolayısıyla ilköğretim için de fiziki bir alt yapı yetersizliğimiz söz konusu değil.

Ortaöğretim için ise biz yine stratejik planlarımızda 2016 yılına kadar yüzde 90’ının üzerine çıkacak şekilde hazırlık yapıyorduk okullaşma oranlarında. Zaten bugün biz kanunda, eğer Meclis’imiz kabul ederse, yaptığımız düzenlemeyle ortaokuldan liseye geçişi yüzde 100 olarak öngörüyoruz. Bakanlar Kurulunun 1 yıllık uzatma yetkisi de olacak. Bakanlar Kurulunun 1 yıllık uzatma yetkisini kullandığını kabul edersek ve ortaöğretimden de liseye geçişi yüzde 100 olarak öngörürsek, ki bu oran şu anda yüzde 85, 4 yıl sonra veya 5 yıl sonra ancak ortaöğretimde yüzde 100’e ulaşmayı hedefliyoruz demektir. O açıdan bakıldığında, bizim stratejik planlarımızda sadece ortaöğretimde yüzde 10’luk ek bir fiziki alt yapı için kaynak ayırmaya ihtiyacımız var…

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- O da bu yıl olacağı karar verilirse.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Onun da bu kanun çıktıktan sonra biz bunları Maliye’yle görüşürüz, Hükümet Bakanlar Kurulunda bu meseleyi tartışılır ve yeteri kadar kaynak ayırmayı öngörür diye kabullenmek lazım.

Ama daha da önemlisi, biz başka bir şey de yapıyoruz, şimdiye kullandığımız iki yeni yöntemi milli eğitimin etkinliğini artırma konusunda kullanacağız. Kamu özel ortaklığı için yakında hukuki mevzuatımızı ve alt yapımızı tamamlamış olacağız ve ihalelere çıkmaya başlayacağız. Her ilimizde, belki ihtiyaç duyulan pek çok ilçemizde ortaöğretim eğitim kampusları yapmak üzere hazırlık yapıyoruz ve bunu da özel sektöre yaptıracağız.

Ve nihayet daha da önemlisi belki, özel sektörün ilk, orta ve lise seviyesinde eğitim sektöründen daha fazla pay alması için teşvik sistemi de getiriyoruz. Bu açıdan bakıldığında, sadece Milli Eğitim Bakanlığı’nın kaynakları için değil toplumun tüm kaynakları için bir hukuki alt yapı da kurulmuş olacak. Öyleyse, bütün bunlar için bizim hesap yaptığımızı, strateji geliştirdiğimizi ve hepsini paralel bir şekilde geliştirmeye çalıştığımızı buradan açıkça ifade etmem lazım.

Benim biraz anlamakta zorlandığım…

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Yani fiziki imkanlarımız yüzde 10’luk, o da bu yıl olursa diye, onu da planlarız, yaparız diyorsunuz orta kademede; onun dışında bir sorun yok. Fiziki imkanlar, çünkü bu da tartışılıyor, öğretmenlerle ilgili acaba açık mı olacak, fazlalılık mı olacak? Özellikle 5. sınıflarda 52 bin öğretmenden bahsediliyor, ne olacak bunlar diye. Ama diyorsunuz ki, bunların hepsi planlandı, bir sorun yok, devam edebilecek durumdayız.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bunların planlanabilir olduğunu, önemli bir kısmının zaten önceki hedeflerimiz gereği planlanmış olduğunu ve bundan sonraki kısmının da altından kalkabilecek bir güce, bir kapasiteye sahip olduğumuzu söylemeye çalışıyorum.

Ama anlamakta zorlandığım başka bir şey var; bugün bütün bu meseleler aslında ilgili kamuoyu tarafından biliniyorken sanki bunların hepsinin sıfırdan ve yeniden planlanacakmış gibi sorgulanmaya başlaması da çok doğru değil. Yani neredeyse bugün herkes, çocuğu okula giden veli, bir sene öğretmenlik yapmış bir çalışanımız yahut da bir öğretim üyesi konuyla ilgili her şeyi sorgulayan, her şeyi tartışan bir alana doğru taşırıyor. Bence bu çok doğru bir tartışma değil. Biz bu safhada bu kanunun ortaya çıkaracağı faydalar neler, mahzurlar neler ve o mahzurları nasıl telafi edeceğimiz konuşsak kafi. Diğer meseleler için Milli Eğitim Bakanlığı’nın zaten kendisinin uygulamakta olduğu bir sürecin olduğunu ifade etmek gerekiyor. Biraz güvensizlik var gibi hissediyorum, yani Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konularda yaptıklarına dair.

Halbuki bu Hükümet 8-10 senedir yaptığı çalışmaları referans olarak gösterdiğinde bu toplumun artık güvensizlik serdetmesi çok manalı değil.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Evet, işte belki dediğiniz gibi, hem farklı tartışmalar çıkıyor, biraz da tarzımız bu galiba, önce yasa çıkana kadar sıkı bir boğuşma geçiyor, çıktıktan sonra herkes katkıda bulunmaya çalışıyor belki.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- İşte kız çocuklarımızın okullaşmasıyla ilgili yapılan tartışma az önce benim izah etmeye çalıştığım mesele. Biz zorunlu eğitimi 4 yıla çekmiyoruz ki kız çocukları eve diye hemen birileri ayağa kalktı. Tam tersi, aslında zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarttığımız zaman kız çocuğumuz 18 yaşına kadar okumak zorunda kalacak.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Bu şu anda 8’i bitiren çocukları da yasalaşırsa kapsar hale gelecek değil mi?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Kapsar hale gelecek.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Artı otomatikman ortaokuldan sonra eve çekme şansı kalmıyor.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Kanun çıkarsa bu yıl 8’i bitiren çocukların ertesi yıl liseye gitmeleri zorunlu hale gelecek; eğer Bakanlar Kurulumuz uygulamayı 1 yıl ötelemezse zorunlu hale gelecek. Kaldı ki zaten biz şu anda bile hukuki bir zorunluluk olmadığı halde ev ev dolaşıyor çocuklarımız okula gelebilsinler diye çaba sarf ediyoruz. Dediğim gibi hiçbir zorunluluk olmadığı halde bugün ilköğretimin 8. sınıfından sonra ortaöğretime geçiş oranı yüzde 85’e çıktı.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Bakan, yasa geçerse ve öteleme de olmazsa yaşla ilgili, 60-72 netleşmiş olacak; ona o zaman bir daha bakacağız. Bugün 4’e giden öğrenciler, 5. sınıf ama, o ikinci kademenin 1. sınıfıymış gibi devam edecekler, 8’i bitirenler zorunlu eğitimi tamamlamak zorunda kalacaklar; bu böyle. Bir de anladığım kadarıyla, yapıya baktığım zaman esnek ve geçişlere imkan veren bir tasarı olarak görünüyor. Yani bir çocuk bir yerde vazgeçebiliyor, biraz önce de söylemiştiniz, başka bir yere geçebiliyor. Bunu temelde, aslında 12 yıla bütün çocuklar o temel eğitimi önce alacak; o doğru değil mi?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Yani eğitim, işte matematiktir, Türkçedir, temel dersleri alacaklar şu ana kadar uygulanan.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- 12 yıl boyunca çocuklarımız dünyanın diğer çocuklarının aldığı eğitimler neyse onları alacaklar, onda zorunlular. Onun dışında kendi tercihleri, kendi kabiliyetleri, kendi ailelerinin beklentileri, belki de psikolojik rehberlik ve danışmanlık hocalarımızın yaptığı tavsiyeler doğrultusunda kendileri ders seçecekler, program seçecekler. Yani bu kadar çeşitlendirilmiş bir yapı içerisinde olmaktan daha güzel bir şey olabilir mi? Doğrusu bazen, yani böylesine iyi bir şeyi kamuoyuyla paylaşıyor olmanın hazzını yaşamak istiyor insan, ama anlamsız tartışmalar yoruyor bizi gerçekten.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Bu biraz Türkiye’de çok kolay rastlanabilecek bir şey değil.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sayın Bakanım, biraz önce bir şey söylüyordun, orada fiziki imkanlara geçtik.

Çocuklarla ilgili şöyle bir sorun yok mu, endişe var çünkü, bunu bildiğim için söylüyorum: Geriye doğru çekilebilir, bundan bir sorun yok, ama geriye çektikten sonra diyorsunuz ya Milli Eğitim Bakanlığı hangi yaş çocuğa hangi eğitimi vereceğini, hangi öğretimini biliyor; evet. Ama o öğretimi, eğitimi verecek bir kapasite ve kaliteye ulaşmamış biraz kolay olacak mı? Çünkü şöyle bir tehlike var: Hangi ilk 3 yıl ağırlıkla oyun, kavrama, farklı becerileri geliştirelim diyoruz, ama sistemimiz biraz hızlı bir şekilde çocuklara kalem tutturan, imtihana, sınava sokan bir şeye dönüşüyor. Bunu önlemek için biraz da herhalde öğretmen kalitesi, eğitimin içeriğiyle de epeyi bir çaba sarf etmek gerekiyor mu?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Biz bütün bu çalışmalara paralel bir şekilde, aynı zamanda mesela öğretmenimizin geliştirilmesi, öğretmenin kariyer planlaması yapabilecek bir fırsata kavuşturulması, yine öğretmen ihtiyacıyla ilgili de hazırlık yapıyoruz zaten. Belki siz hatırlayacaksınız ben şimdi söyleyince, Bakan olduktan sonra benim ilk yaptığım çalışmalardan birisi, ulusal öğretmen stratejisi çalıştayı idi. Ve o ekiplerimiz harıl harıl birbirinden ayrı şekilde, yukarıda bir çekirdek ekibimiz var, sonra ona bağlı 3 ayrı ekibimiz var bizim, öğretmenin, öğretmen mesleğinin stratejisini oluşturmak üzere çalışma yürütüyorlar. Bütün bunları beraber paralel bir şekilde yapıyoruz ki zaman içerisinde uyumlu hale gelsin.

Ama yine bu tip endişeleri bile ben anlamakta bazen zorlanıyorum. Biz şu anda zaten 6 yaşındaki çocukları okul öncesi eğitimde eğitiyoruz, 5 yaşı doldurup 6 yaşına gelen çocuklarımızı. O yaştaki çocukların tam yüzde 70’i okula devam ediyor ve bunlar için hocalarımız var zaten bizim. Ve o hocalarımız o çocuklarımızı eğitecek bilgi ve kabiliyetle donatılmışlar, o tecrübeye sahipler. Zaten biz şu anda 3 yaş ile 5 yaş arasındaki çocukları, yani 3 yaşını doldurmuş 4, 5 ve 6 yaşındaki çocukları zaten okul öncesi eğitimde eğitiyorduk. Şimdi 6 yaşındaki çocuğu ilköğretime aktardığımızda bu kez 4 yaşını doldurmuş 5 yaşındaki çocuğumuzu okul öncesi eğitimde yüzde 100 eğitim alacak şekilde stratejilerimizi yenileyeceğiz ve bu kez o çocuklar için eğitim yapmaya başlayacağız. Ama eğer ihtiyaç hasıl oluyorsa biz 6 yaşındaki çocuğumuzu ilkokul 1. sınıfa başlattığımızda zaten o eğitimi veren hocalarımız vardı, biz onları orada değerlendirmeye devam ederiz. Bu açıdan bakıldığında, biz sadece öğretmenlerimizin konumunu yeniden gözden geçireceğiz. Bu gözden geçirmenin de bu kadar çok büyük sorun yaratacağını hiç tahmin etmiyorum ben.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Bu kadar büyük tartışma bekliyor muydunuz Meclis’te? Anladığım kadarıyla hiç beklemiyordunuz, siz çok hoş bir şey yaptığınızı düşünüyorsunuz ama, birden bire farklı bir kaos ve tartışma çıktı.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben şu tartışmayı bekliyordum doğrusu: Niçin teklif verildi tartışması olacaktı, onu az-çok hissetmiştik.

İkincisi ise; yine bunun imam hatip okulları üzerinden ideolojik bir tartışmaya çekileceğini bekliyordum, ancak bu kadar çok şiddetli olacağını ve bu kadar çok direnç gösterileceğini düşünmüyordum.

Şu boyutunu belki fark etmemiştik: Cumhuriyet Halk Partisi aslında bugün bu direnişle veya bu muhalefetle eğitim sistemini tartışmıyor bizimle; benim gördüğümü ben size ifade edeyim.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Neyi tartışıyor?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Cumhuriyet Halk Partisi tüzük sebebiyle ortaya çıkan çatlağı bu vesileyle tamir etmeye çalışıyor. YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Tüzük?..

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani Cumhuriyet Halk Partisi kendi tüzüğüyle alakalı olarak…

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Kendi iç tartışmasını diyorsunuz.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Kendi içerisinde bir çatışma, bir çatlak meydana gelmişti, burada onu tamir etmeye çalışıyor diye hissediyorum, görüyorum. Ne nihayet belki de Cumhuriyet Halk Partisi’nin Lideri kendi Liderliğini bu vesileyle daha da pekiştirecek bir fırsat yakaladığını düşünüyor olabilir. Ama eğer gerçekten böyle düşünüyorlarsa, Türk eğitim sistemine çok büyük kötülük ediyorlar demektir.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- İnşallah Genel Kurul’da da benzer şeyler olmaz.

Son birkaç dakika içinde de Sayın Bakan, sınav sistemini nasıl etkileyecek bu uzun vadede bu yeni sistem? Yani hem SBS’ler açısından soruyorum, hem de üniversite sınavı için soruyorum. Çünkü nihai hedef keşke sınavsız olarak bir yere gitmek; bir. İkincisi de; herhalde böyle çok yoğun bir üniversiteyi tabu haline getiren bir gidişat var, yani kalitesi hiç tartışılmadan doğrudan çocukların sadece oraya yönlendiği. O açıdan önümüzdeki süreçte bu sistemin ne getireceğini düşünüyorsunuz sınav sistemi hakkında?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi tabi burada ikiye ayırmak lazım belki. Onlardan birincisi SBS sınavları, bir diğeri de üniversiteye giriş sınavları diye bakmak lazım.

Şimdi eğer siz mevcut sistemde yapısal olarak 4+4+4 diye böldükten sonra herhangi bir değişiklik yapmazsanız bu sınavlarda da bir değişikliğe ihtiyaç yok. Çünkü yapısal bölünmeyle eğitimin geçişlerini tanzim etme birbirinden farklı şeylerdir, karar alanlarıdır. Ancak biz burada SBS’yi gözden geçireceğiz, bunu açıkça ifade etmek lazım. Nasıl gözden geçireceğiz? Bir kere bugün fen liselerimiz var, sosyal bilimler liselerimiz var ve Anadolu liselerimiz var, bunlar diğer muadillerine göre daha iyi eğitimler veriyorlar, bu yüzden de çocuklarımız oralarda eğitim almayı tercih ediyorlar. Bunu yapmak için ise yeteri kadar kapasitemiz, yeteri kadar herkese eşit fırsat veremeyişimiz sebebiyle sınav yapmak ve çocukları seçmek zorunda kalıyoruz. Halbuki bu kanun çıkarsa, o zaman biz liselerde herkesi fen lisesine göndermek zorunda kalmayacağız, bulunduğu lisede çocuklarımızın fen lisesinde alabileceği dersleri alma imkanı ortaya çıkacak ve böylece çocuğun kabiliyeti varsa biz o çocuğa bulunduğu lisede fen derslerini verebileceğiz, bulunduğu lisede sosyal bilimler lisesinin derslerini verebileceğiz, bulunduğu lisede ekstra matematik dersleri vereceğiz, yine kabiliyetine göre, yine tercihine göre. Ve böylece çocuğumuz belki de fen lisesine gitme ihtiyacını o kadar hissetmeyecek artık, o zaman da biz fen liselerine gitme şartlarını değiştireceğiz belki. Bu yapı içerisinde biz SBS sınavlarını seçme esaslı olmaktan çıkaracağız. O zaman SBS sınavı yine yaparız, çünkü bu hakikaten bir kalibrasyon demektir, bir mikyas oluşturma anlamına da gelebilir, bu kez eğitim sisteminin niteliğini ölçmek için kullanabiliriz. Liseden mezun olmuş, 12 yıl eğitimimiz bir çocuğun gerçekten 12 yıl sonunda arzu edilen bilgi ve yetenekle donanıp donanmadığını ölçmek için, Milli Eğitim Bakanlığı verdiği kararların istenilen niteliklerde eğitimi sağlayıp sağlamadığını ölçmek için bir feedback mekanizması olarak bu sınavları kullanmaya devam edeceğiz biz, ama öğrenci seçme esasından çıkacaklar. Çocuklar bulundukları yerlerde eşit fırsat ve imkanlarla eğitim alabilecekler. Hele bir de tablet bilgisayarlar ve akıllı tahtalar…

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Fatih Projesi bir yandan entegre olacak.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Fatih Projesi, evet, yurt saffına yaygınlaştırılırsa biz fırsat eşitliği konusunda dünyanın en iyi ülkelerinden birisi haline gelme imkanına kavuşacağız.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, çok teşekkür ediyorum.

Daha çok ne anlama geldiğini ve niye yapıldığını anlamaya çalıştık bu programda, yoksa soru işareti çok şey var. Ama anladığım kadarıyla yasalaştıktan sonra tekrar, hatta uygulama geçeceği zaman tekrar bir program yapalım.

Süremiz bitti, çok teşekkür ediyorum katkılarınız için.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben de çok teşekkür ediyorum.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Sadece bir cümle, bir öğretmenimiz ısrarla telefon ettiği için soracağım, 5. sınıf öğretmenleri bu yıl yasa geçer ve uygulamaya geçerse ne olacaklarını soruyorlar.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hala 5. sınıfta öğrencileri olacak onların.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Ortaokula geçmiş olmuyor mu bu yıl 4’ten…

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ortaokula geçmiş olsa bile… Şimdi bakın, yaptığımız uygulamada ilköğretimin devamı şeklinde olacak, bir, Müstakil ortaokullar olacak, iki ve nihayet lisenin öncesi olacak diye tanzim ettik. Şimdi diyelim ki, aynı mahallede iki tane ilköğretim okulu varsa, biz fiziki olarak da ayırmak istiyoruz, çünkü çocukları da yaş olarak da, pedagojik olarak bir arada tutmaya çalışıyoruz, yani ilkokuldaki çocuklar ayrı bir binada, ortaokuldaki çocuklar ayrı bir binada olsunlar diye. Öyle olunca diyelim ki A ilköğretim okulundaki 5. sınıf hocası ortaokul olarak diğer binayı seçmişsek, ayırmışsak o binada 5. sınıf öğretmeni olarak devam edecek.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Norm kadroda hiçbir değişiklik olmayacak.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yok yok, olmayacak. Yani dediğim gibi her şeyi değiştirmiyoruz biz.

YAŞAR TAŞKIN KOÇ- Anladım. Çok teşekkür ediyorum.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben de teşekkür ediyorum.

Kaynak: memurlar.net

565 kez okundu

YORUM YAZIN